Archive | Ocak, 2011

Sosyal medya: Anlık tepki aracı

Sosyal medyayı, “anlık tepki verme aracı” olarak algıladık, aslında güzel bir algı idi lakin birikmiş duygularımız vardı, küçük bir sızıntı bulunca patladık hemen. “tepki”den ziyade, “laf sokma” aracına dönüştürdük, kimi zaman kişilere, kimi zaman markalara. Çünkü böylesi, daha hızlı sonuç veriyordu.

Bir şeyi “üslubuyla” istemeyi unuttuk, verdiğimiz “üç kuruş” ile markayı satın aldığımızı sanarak, aldığımız hizmetteki eksikliği, “yaygara usulü” sonuna kadar dile getirdik, ta ki çözülene kadar. Bazen çözülmeyen sorunlarımız oldu, marka duyarsız kalmıştı, “tepkimiz” içimizde patladı, bir parça da markanın itibarı zedelendi, sindirmek zorunda kaldık.
(daha fazla…)

Leave a Comment

Elmasın da, camın da fiyatını müşteri belirler

Piyasada satılan ürünlerin fiyat politikalarını incelediğimizde, kimi zaman anlam veremediğimiz bir tabloyla karşılaşırız. “Şu kocaman şey, şu kadar fiyat iken şu küçücük şey niye bu kadar pahalı?” gibisinden laflar ederiz. Kendi sorumuza, kendimiz cevap veririz genelde, “daha küçük bir ürün elde edebilmek için yapılan çalışmalar, maliyetleri artırıyor, bu da fiyatlara yansıyor”. Gerçekten de durum böyle midir, yoksa bu işin arkasında başka işler mi vardır? diye düşünürken, pencereme güneş yeni doğuyor gibi yap-boz parçaları birleşti ve işin aslı hakkında kendimce yorumlar elde ettim.
(daha fazla…)

Leave a Comment

Organize(!) protesto olabilirmiş

Günlerdir, TT Arena stadının açılışı sırasında, Başbakan’ın protesto edilmesi ve ardından yaşananlar, tüm medyada dilden dile dolaşıyor. Öyle garip varsayımlar ileri sürüldü ki, bazılarına gülmekten kendimi alamıyorum. Okuduğum en son ve artık ipin ucunun kaçırıldığının göstergesi olan varsayım; “organize protesto” idi.

Yahu karmaşık düşüncelerden kurtulun, size çok basit olarak olayın -kendimce- aslını anlatayım.
(daha fazla…)

Leave a Comment

Tek rakibimiz, Kuluçka!

İnternetle ilk tanıştığım zamanları hatırlıyorum..
İnternet deyince akla ilk gelen sitenin “mynet” olduğu dönemler..
Bir şey aramak istediğimde arabul’u kullandığım zamanlar, daha detaylı arama için altavista’ya başvurduğum günler…

Hey gidi günler, hey! Kim derdi ki, Google diye bir şey çıkacak, “aramak” fiilini her kullandığımızda bilinçaltımızdan fırlarcasına bize kendini hatırlatacak kadar büyüyecek.

Nasıl bir serüvenden geçerek bugünlere geldiğini küçük bir araştırma ile öğrenebilirsiniz. Ben ise, farklı bir pencereden bu serüveni dillendireceğim.
(daha fazla…)

Leave a Comment

Nuray, hep gülümse hayata böyle, tamam mı?

Yaklaşık bir hafta önce friendfeed’de, henüz bugün takip etmeye başladığım SanalMutfak rumuzlu Mert ağabeyin bir feedini gördüm, ilk başta inanamadım, belki de inanmak istemedim ya da sosyal medyanın ne kadar çok suistimal edildiğinin bir göstergesiydi bu şüphem.

Kardeşinin kaybolduğuna dair bir şeyler yazmıştı, http://ff.im/wr54P

Feed’i dikkatlice okudum, fotoğrafa baktım, bir hayli fazla yorum gelmişti. Yorumları açtım, şaka/yalan vs. olduğuna dair bir şey olmadığı gibi, hepsi hüzünle yazılmış yorumlardı. Fotoğrafa tekrar tekrar baktım, inanmak istemiyordum. Böyle neşe dolu, yüzünde kocaman bir gülümseme olan fotoğrafa baktıkça, “kaçmış” ya da “hayata küsmüş” olma ihtimalini düşünemiyordum. Aklıma gelen diğer ihtimal ise, bir hayli ürkütüyordu, “ya kaçırılmışsa?”..
(daha fazla…)

Leave a Comment

Gülmeyi göze alabilmek…

Birkaç gün önce gecenin ilerleyen saatlerinde hastaneye gitmek zorunda kaldım. Canım yansa da, ağrım olsa da kolay kolay gitmem hastaneye, ilaç kullanmayı da hiç sevmem. Rahmetli dedemin dediği gibi, “kendi kendimin doktoru olmaya” gayret ederim. O anki rahatsızlığımı düşünüp, nelerin sebep olduğunu kendimce tespit etmeye çalışırım, tespitime göre aynı şeyi tekrarlamamaya çalışırım. O anda da çözüm olarak ilaç dışında çareler üretirim kendimce, deneme/yanılma yoluyla. Geçen gün de aynı şeyi yapmaya çalıştım lakin bir türlü dindiremedim acımı, gecenin ilerleyen saatlerinde acilin yolunu tuttuk.
(daha fazla…)

Leave a Comment