Tokalaşmak üzerine | Çok mu gericiyim ben?

Birkaç yıl önce aldığım kesin ve net bir karar sonucunda bayanlarla tokalaşmamaya başladım. Zaten bir süreye kadar küçüktüm, biraz büyüdükten sonra benzer bir karar vermiştim ama kararlı ol(a)mamıştım ama bu kararım daha kesin ve net oldu. Peki niçin böyle bir karar? Evlenmek istediğim kişiyi düşünüyorum da, hiçbir erkek ile tokalaşmamış olmasını diliyorum içimden. Kıskançlık diyebilirsiniz ama bu hepimizin fıtratında var aslında. Yaşı hayli büyük, eşinin başı açık olan bir erkek sanatçının dilinden, “eşimin saçlarını yalnızca ben görmüş olmayı çok isterdim” gibi bir ifade dökülmüştü. Bu sözler onun yetiştirilme tarzı ya da dini görüşlerinden değil yaratılışından gelen bir arzunun dışarı yansımasıydı. Peki böyle bir isteğim varken onun da böyle bir isteği olma ihtimalini niçin düşünmeyeyim? “Erkek altındır, kadın gümüş. Erkek ne halt -afedersiniz- ederse etsin, bir şey olmaz, kadın bir şey yaparsa kararır.” gibi bir mantık ne kadar doğrudur? Ben ne istiyorsam, benzer şeylerin benden de istenebileceğini düşünerek, benimle birlikte olacak kişiye layık olma gayretiyle yaşamayı tercih ediyorum.

Elmas, dünyadaki en değerli maddelerden bir tanesidir. Genel olarak değerli maddeleri düşündüğümüzde en kuytu yerlerde saklanırlar. Topkapı Sarayı’nda bulunan “Kaşıkçı Elmas”ının fotoğrafını bile çekemezsiniz, niçin? Çünkü fotoğraf çekimi esnasında elmasa giden ışınlar ona zarar verebilir, değerini yitirebilir. Siz bayanlar başta olmak üzere hepimiz değerli birer maddeyiz aslında, -ki siz bayanlar, çok daha narin ve estetik bir fıtrata sahipsiniz- ne kadar çok farklı bakış ve farklı dokunuş olursa o kadar değerimizi yitiriyoruz. Yine bir örnek vermek gerekirse, beynimiz, en değerli varlığımız ve en iyi korunan organımız. Demek ki değerli olan şeyler korunmalı ve korunmaya muhtaçtır. Korunmak tutsaklık değil değerli kalabilmek için tedbirdir.

Öyle ki, evlendiğim kişinin gözlerinin içine baktığımda bile bir heyecan hissetmeliyim, elini tuttuğumda yüreğim yerinden fırlayacak gibi çarpmalı, sarıldığımda vücudum ateşler içinde yanmalı… “Ne biçim erkeksin sen?” diyenleriniz mi var, diyebilirsiniz, sizin görüşünüz, saygı duyarım ama ben, gerçekten aşkı yaşamak istiyorum. Çok mu şey istiyorum? Ferhat değil miydi yalnızca aşkı için dağları delen, Mecnun değil miydi aşkı için çölleri aşan?.. Vazgeçemezler miydi, yok muydu “daha güzel”?

Aşk, her çiçekten biraz bal almak değil bir çiçekle bir ömür geçirmektir, iyi gününde, kötü gününde… Gül ise dikenine razı olmaktır, istiyorsa kırmızı olmak, kanını vermektir, bülbül gibi…

Niçin yaşlanmak istemeyiz, çünkü bize olan ilgi/sevgi yaşımızla ters orantılı olarak azalıyor diye düşünmekteyiz. Eğer sadakat, evlenmeden önce başlarsa, ömür boyu devam ederse, sevgi/ilgi hiç bitmez. Sevgi, sadece suret güzelliğine olmaz da sîret güzelliği ile birleşirse, yaşlılık “asla istenilmeyen bir şey” durumundan çıkar böylece ve ömür boyu devam eder. Örnek mi, kendi dedem ve anneannem… Dedem vefat etti 88′li yaşlarda, anneannem de yakın bir yaşta. Aradan 4-5 yıl geçmesine rağmen sevgisi/saygısı bir tomurcuk gibi, taptaze…

Peki başka gerekçem yok mu tokalaşmamak için? Var tabi. İnancım gereği de böyle davranmak durumundayım, inancım fıtratıma uygun bir davranış belirlemiş, niye fıtratıma ve inancıma aykırı bir davranışta bulunayım? Prensipli birisi olmaya gayret ediyorum ve prensiplerimin arasında da bu davranış bulunmakta.

Bu yazıyı niçin kaleme aldım? Ola ki bir gün karşılaşırsak ve elinizi uzattığınızda -bayanlardan bahsediyorum- karşılık verip tokalaşmazsam eliniz havada kalıp da bozulmayasınız diye söylüyorum. Sadece şahsınıza münhasır bir durum olmadığını, prensibim gereği böyle davrandığımı belirtene kadar bir süre geçiyor ve siz kırılmış oluyorsunuz. Eh, hani derler ya, “dal rüzgarı affetse de kırılmıştır bir kere”… Sizi kırmamak ve kendimi de baskı altında hissetmemek adına buradan haber veriyorum. :)

İnsanları görü(nü)şleriyle değerlendirip, ön yargılı davranmam. Mutlaka bir ortak nokta bulup muhabbet etmeyi, iletişim kurmayı severim, bu da ek bilgi olsun. :)

Share this article Digg it StumbleUpon del.icio.us

Some related articles you might be interested:

4 comments

  1. GNUbuntu diyor ki:

    Hayır Mustafa arkadaş, bilakis medenisin. İnsan fıtratına döndükçe ileriye gider. Yaratan Allah (C.C), elbette bizim için en iyi olanı emreder. Rabbimizin yaklaşılmamasını emrettiği sınırlar, vicdanlı (kalbi kararmamış) her insanın zaten yaklaşınca rahatsız olacağı sınırlardır. Hayatımızın her alanında olduğu gibi, eşler arasındaki sevgi, muhabbet ve cinselliğin de en güzel şekilde olmasını bu sınırlar sağlar. Bu kimi zaman karşı cinsle tokalaşmaktan kaçınmak olduğu gibi, çoğu zaman gözlerini sakınmaktır.

    “(Ey Resulüm), mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar! Bu, onlar için en uygun olan davranıştır. Allah yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar! Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler.” (Nur, 30-31)

    “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsra, 32)

  2. dna diyor ki:

    bu düşüncelere gericilik denmez,ancak tebrik edilir..

  3. betul diyor ki:

    Birde şöyle birşey var Mustafa Bey,
    mesela japonlarda baş öne eğilerek yapılan eski bi selamlama vardır.
    Yine birçok değişik selamlama biçimleri var farklı kültürlerde.
    Bu noktada insanların selamlaşma biçiminin kendine has olduğuna inanmaktayım.
    İllaki herkes el ele tokalaşacak diye bir kaide yok.
    Kaldıki domuz gribi çıktı dediler, kimse tokalaşmasın dediler.

    E şimdi domuz gribi olunca tokalaşmamak medeniyet,kendi özgür kararıyla tokalaşmamak medeniyetsizlik mi?

    Malesefki hala önyargılarla dolu bi toplumda yaşıyoruz.

    Bende muzdarip birisi olarak, içimi dökeyim dedim :)

  4. Oğuzcan Nas diyor ki:

    Sadece gerici değil iticisiniz de.
    Başlığı okuduğumda içeriğini tahmin etmeliydim. Yazıyı okuyup boşuna sinirlenmezdim.
    Yorumlara bakınca zatem nasıl bi’ ortamda olduğumu farkettim.
    Burda yorum yapma aptallığını yapmayacağım tabiiki.
    Aman “Fıtrat”‘ınızı bozmayın sakın…

Leave a reply