Göz kamaştırıcı bir CV

Göz kamaştırıcı “etiketli” bir öz geçmişim yok. Niçin “etiketli” diye bir sıfat kullandım? Çünkü öz geçmişimde belirteceğim şeylerin ispatlanabilir olması, resmiyeti olması gerekiyormuş, sertifikalar/diplomalar vs. olması gerekiyormuş. İdealist, dürüst, üretken, mütevazi olmak bir şey ifade etmiyormuş. Öz geçmişimi etiketli işlerle doldurmam gerektiğini yakın bir zamanda öğrendim. Bu yüzden birçoklarına göre çok gerideydim. Ama ben böyle düşünmüyordum. Sürekli üretmeye hevesli olmak ve resmi okullardan ziyade “hayat okulu”nun insana kazandırdıklarının birçok sertifikadan daha değerli olduğunu ve bu tür özelliklerin bir işverenin gözünde daha değerli olacağı -ya da en azından olması gerektiğini- kanaatindeydim. Maalesef ki düşüncelerimde yanıldığımı üzülerek gördüm.
Bir erkeğin amaçları arasında öncelikli olanların “kadın ve para” olduğunu görüyordum. Benim asıl amacım ise “insanlığa hizmet” idi. Para, amacıma ulaşmakta kullanacağım bir araç ya da ulaştıktan sonra hayatımı devam ettirmekte kullanacağım bir sonuç, kadın ise iki ömür -inancımdan ötürü bu ifadeyi kullanıyorum- beraber olacağım ve dünya hayatımda benimle iyi ve kötü günlerimde hep destek olan, benim için elmastan daha değerli, amacıma ulaşmakta yürüdüğüm yolda omuz omuza verebileceğim, yüreğimi emanet edebileceğim bir beyaz gül olarak niteliyorum. Yani para sadece bir araçtan öteye gidemezken, kadın da sadece cinsel arzumu tatmin edecek bir araçtan ziyade yüreğimin bekçisi, gözümü arkada bırakmayacak bir arka-taş oldu.
Amacım kadın ve para olmadığından dolayı kişiliğimi yitirmek yerine daha çok olgunlaştım ve gerçekten olması gereken bir kişiliğe sahip olmaya yakınlaştım. Hatalarım elbette oldu lakin önemli olan onları görebilmek ve telafi edebilmekti. Bana hatamı gösterene bin teşekkür ettim, hatamı gördüğüm an telafisine çalıştım.
Her geçen gün “insanlığa hizmet” olan amacım doğrultusunda ilerledim, yeni fikirler/projeler ürettim. Böyle bir amaca herkesten destek gelir diye umuyordum ki maalesef bir kez daha yanıldım. Evet, sözde destek herkesten vardı lakin iş fiile gelince herkes kendi çıkarını düşünüyordu. Çok para kazanmak, kendi hayatını kurtarmak, başkalarının hayatlarından banane, vs… Birçoğunun isteği buydu. Hep bir şeyleri başkalarından bekliyorlardı. Ya ben? Bense üretime katkıda bulunmak için çırpınıyor, devlete sırtımı dayamak yerine bir şeyler üreterek devletime, milletime ve en önemlisi insanlığa destek olmak için çabalıyordum. Bu uğurda ailemi ve arkadaşlarımı ve hatta okul hayatımı bile kenara almıştım. Bir gün amacıma ulaşacağıma emindim. Ama öyle ki, inancımı yitirmemde herkes güç birliği yapmıştı sanki.
Bana umut veren kişilerin sayıları ve sözleri, beni ümitsizliğe itenlerin ve sözlerinin sayısından bir hayli az olması beni çok fazla üzüyordu. Şu anda durum nedir diye soracak olursanız, okyanusun ortasında tek başıma, bir meltem bekliyorum yelkenlerimi umutla açmış olarak…
Amacımı “insanlığa hizmet” olarak seçmemdeki bir sebep de hepimizin ortak paydası olmasıydı. Böylece herkesten/her kesimden destek alabilirim diye düşünmüştüm ama görüşlerimle yargılanacağım aklıma gelmemişti. Ortak bir amaç doğrultusunda görüşlerimle yargılanmadan güzel ortak çalışmalar yapabileceğimizi umut etmiştim. Herkesin sadece kendini -ya da bağlı olduğu grubu- başarılı kılmaya çalışacağını, diğerlerine -ortak amaç dahi olsa- köstek olmaya çalışacağını düşün(e)memiştim. Olamaz böyle şey, olmamalı diye düşünüyorum halen ama bir kişi de çıkıp “Evet, olmamalı. Benden/bizden sana destek.” dememedi, demiyor…
Uçurumun sonuna doğru ilerliyorum. Umutlarım tükeniyor, beklediğim bir meltem dahi gelmiyor…
Hazırladığım tüm projeleri, ürettiğim tüm fikirleri geride bırakacağım. Belki ileride birileri onları hayata geçirir ve “insanlığa hizmet” amacımı onlar gerçekleştirir. En azından, amacımın gerçekleşmiş olması da beni mutlu edecektir. Ben mi? Amacım birileri tarafından gerçekleştirilmiş de olsa en azından hayata geçmiş olması nedeniyle gözüm arkada gitmeyecek. Ama, küskün bir şekilde ayrılacağım aranızdan… Sebebini de sormayın artık, o kadar şeyi okuduktan sonra…
Ülkemi yönetenlere de bir sözüm var. İdealist, dürüst, bencil olmayan, üretken, sizden sadece bir şeyler bekleyen değil sizden beklediğinden fazlasını devletine, milletine ve insanlığa da vermeyi düşünen bireyler yetiştirmedikten sonra ne bu ülke hak ettiği yere gelir, ne küresel barış sağlanır, ne gerçek mutluluğa ulaşılır…
İşverenler -yöneticiler, patronlar,…-! Son sözüm size. Kendini beğenmiş -sizin tabirinizle kendine güvenen-, etiketi olan ama içi boş, daha az çalışıp daha çok para elde etmeyi şiar edinmiş, 5 diploması-10 sertifikası olsa da hayat tecrübesi olmayan zavallılarla belki biraz ilerlersiniz, belki de çok ilerlersiniz ama hak ettiğiniz yere asla gelemezsiniz.
Bu yazım belki bir sitem, belki bir öneri, belki bir umut mürekkebi… Belki bana faydası olmaz ama umarım birileri bu yazımdan ders çıkarır da birilerinin umudunu tazeler, birilerine destek olur…
Tags: cv, diploma, etiket, fikir, iş, işveren, öz geçmiş, proje, sertifika, umut, üretim
Tem 14, 2009
Mustafa abi bence umudunu yitirmemelisin. İstediğin elbet olacaktır.
Tem 14, 2009
@Bruno,
Umudumu yitirmedim ama az zaman kaldığını hissediyorum. Belki, “Gecenin en karanlık olduğu zaman gündüze en yakın olan andır” sözü gerçekleşecek ama o an gelmeden ben yitebilirim, umarım o an’ı görebilirim…
Tem 25, 2009
Amaçlarının büyüklüğü ve düşüncelerinin güzelliği yazılarına yansımış, yazı genel olarak güzel ama bir durum var ki biraz hayal kırıklığı yarattı bende. Zira yazının aşağıdaki kısmında yıllarca emek veren insanları küçümsediğini gördüm.
“İşverenler -yöneticiler, patronlar,…-! Son sözüm size. Kendini beğenmiş -sizin tabirinizle kendine güvenen-, etiketi olan ama içi boş, daha az çalışıp daha çok para elde etmeyi şiar edinmiş, 5 diploması-10 sertifikası olsa da hayat tecrübesi olmayan zavallılarla belki biraz ilerlersiniz, belki de çok ilerlersiniz ama hak ettiğiniz yere asla gelemezsiniz.”
Ama bu lafları kimlere dediğini anladığım için sıkıntı yok. sadece etiket kullananlar elbette yeterince can sıkıcı olabilmekteler.
Bir de biraz amiyane bir söylem olacak belki ama Sezen Aksu’nun “Bana ne, bana ne, bana ne, beni al, beni al ,onu alma” dizelerinin bir başka versiyonu gibi geldi. Hayal kırıklığı dediğim nokta da burası. Sistemde Microsoft anlayışı egemen,hayatımızda özgür yazılım… Bu yüzden mutluluğa ulaşmada farklı yollar denemk gerek.
sürç-i lisan eylediysek affola…
Tem 25, 2009
@dewrim2;
Değerli yorumumun için çok teşekkür ederim. Son paragrafına cevap vermek istedim.
“Bana ne, bana ne, bana ne, beni al, beni al ,onu alma” gibi bir düşüncem olmadı. Böyle anlaşıldığım için üzgünüm. Anlatmak istediğim, görkemli bir etiketi olan ama içi boş -boş kelimesi geniş bir anlam taşıyor- kişilerin tercih edilmesi yerine gerçekten hak eden, etiketi olmasa bile cevher niteliğinde olanların tercih edilmesini umut ediyorum.
Umarım anlatabilmişimdir.
Tem 26, 2009
Değerli M. Alkan,
Yaşadığın ve hissettiğin şeylerin büyük kısmını ben de yoğun bir şekilde hissediyorum. İnsanlara, (ki yaş 25 ve benden büyük çoğu) işlerini nasıl yapmalarını gerektiğini ben söylüyorum. Amaç yanlışları düzeltmek, alınan şeyin karşılığını vermek ve insanlığa birşeyler katabilmek. Bu yüzden öğretmenliğin aslında ne kadar yanlış bir meslek olduğunu öğrendim. Öğretmen değil eğitimcilerin olması gerekiyor bu ülkede ki bazı şeyler yoluna girsin. Aslında anlatılması, tartışılması gereken o kadar çok şey var ki… Yanlız olduğunu düşünme, senin gibi çok insan var. Elbet bir gün o okyanusta meltemsiz başka birilerine de rastlarsın. Belki o meltemsizler kendi meltemlerini yaratabilir.
Şimdilik fazla konusmayayım, sağlıcakla kal…
Tem 26, 2009
Değerli Anonymtrk,
Kendin gibi değerli yorumun için çok teşekkür ederim. Yalnız olmadığımı bilmek bile ne kadar mutlu ediyor beni, anlatamam. Çok güzel bir noktaya temas etmişsin, “öğretmen” değil de “eğitimci”lerin olması gerekiyor. Belki “öğretmen”lerin hepsini kenara çekip ortaya “eğitimci”leri sunamayız ama yapabileceğimiz bir şey var, “öğretmen”lerimizi “eğitimci” haline getirmek. Bunun ilk adımını siz atarsınız, diğer yandan “öğretmen” arkadaşlarla yapılan görüşmelerle “eğitimci” sıfatına yaklaşmalarına vesile oluruz. Belki uzun bir süreç olur ama temeli sağlam olur. Bu gibi değişimler çok güzel olsa da tepeden inme olması yarardan çok zarar getirir. Siz de, ben de umudumuzla devam edelim bu yolda. Daha birçokları var bize yandaş olacak, yolda çıkacaklar karşımıza…