Sevgili Blogunuzun Abisi Geldi | siyuu.com

Çoğumuz bir hevesle blog açarız, kafamızda yüzlerce yazı yazma planımız olur, hatta konu başlıklarını belirlediğimiz dahi olur. Ama bir türlü bu yazılar yazılmaz, ertelenir. Gün içerisinde, gece yatmadan önce, sabah kalktığımızda sosyal ağlarda herkese yetiştirecek birkaç cümlemiz ve bu cümleleri yazacak vaktimiz mutlaka vardır. Ama konu bloga yazmak olunca, işler değişir. Türlü mazeretlerimiz vardır, birkaçı;

- Vaktim yok,
- Kafamı toparlayamıyorum,
- Konu bulamıyorum,
- Blogun tasarımını yenilemeliyim,
- Aradığım türde bir eklentiyi halen bulamadım!

ve daha niceleri… Olay aslında bu kadar büyütülecek bir şey değil, okuyucularınız sizi samimiyetinize binaen takip ediyor, yaptığınız birkaç kurgu hatası onları blogunuzdan uzaklaştırmayacak, tasarımı kötü diye sizi dışlamayacaklar, mükemmel bir edebi eser de beklemiyorlar, her özelliği olan bir portal ise kimsenin beklentisi değil. Sakin olun, kısacık dahi vaktiniz varsa, içinizden gelen bir şeyleri bizlerle paylaşın. Konu önceliğiniz, uzmanlık alanınızdaki tecrübelerinizden parçalar olabilir, bu daha çok ilgimizi çeker. Ama süt içerken dilinizin nasıl yandığını, mutfağa koşup soğuk su içmek yerine yanlışlıkla yine sıcak su içtiğinizi de anlatsanız, okuruz, eğleniriz ya da belki kötü bir olay var ise üzülürüz. Çünkü siz samimisiniz, biz de bu samimiyete aynı samimiyetle karşılık veririz.

Her şeyi planladınız, bir blog açtınız ve ilk önemli adımı attınız. İlk hafta günde 1-2 tane yazı eklerken, son günlerde yazılarınızı göremez olduk. Aradan 15 gün geçti ve halen yazı girmemişsiniz. İşte burada siyuu.com gibi güzel bir servis devreye giriyor ve size bir mail gönderiyor, halinizi hatrınızı soruyor, blog yazmaya ikna etmeye çalışıyor. Devamında gelen 30 günlük süreçte, bütün ikazlara rağmen halen blog yazmamışsanız, işte o zaman yandınız! Niye mi? İşte cevabı;

İkinci 15 günlük sürecin ardından, bütün ikazlarımıza rağmen, bütün yardım şartlarımıza, önerilerimize, desteklerimize kulak asmayıp 45 gün boyunca blogunuza yeni yazı eklememişseniz artık kaçacak delik aramanızın vakti geldi demektir. Şu ana kadar aramızda olan bütün bu süreç artık sosyal medyaya taşınacak. Ve siyuu.com sosyal medya hesaplarından sizin ne kadar da kötü bir insan olduğunuzu, blogunuzu unutup onu çok üzdüğünüzü cümle aleme duyuracağız. Umarım bu uyarıyı bizden almazsınız…

Siyuu.com’un soğuk nefesini ensenizde hissetmeden önce tatlı tatlı blogunuza ilgi gösterin. Her blog birer sevgilidir ve bizler onun abisiyiz! Onu üzmeye hiç hakkınız yok. Bu korkuyla yaşamaktansa bugün bloguna bir yazı eklemeye ne dersin?

Böyle güzel bir servisi, “bloglar ölmesin!” diyerek bizlerin kullanımına sunan Can Paçacı‘ya teşekkür ediyorum.

siyuu.com Don’t Forget Blogging!

Leave a Comment

Tek Dokunuşla Neler Yapabilirsiniz? | Sony Xperia S

Sony – Ericsson ortaklığının sona ermesinden sonra, Sony’nin kendi markasıyla çıkarttığı ilk telefon Xperia S’in lansmanına katıldım. Bu lansmanda, şimdiye kadar katıldığım lansmanlar arasında fark oluşturan özel bir şey vardı, “deneyim odaları”. “Deneyim pazarlama”, ürünü anlatmanın, ürün ile kullanıcı arasında bağ kurmanın en önemli yolu. Daha önce de “deneyim pazarlama” örnekleri görmüştüm ama bu kadarını beklemiyordum.

Emlak ofisi, genç odası, oyun konsolu bulunan salon gibi birkaç farklı senaryo hazırlanmış, odalar bu senaryolara göre tasarlanmış ve gerekli donanımlar yerleştirilmiş. Bize Xperia S’i anlatan Eğitim Müdürü, bu odalarda senaryoya göre hareket ediyor, cihazın kullanım sırasında hayatımıza kattığı değeri somut bir şekilde gösteriyordu.

Cihazın teknik özelliklerine girmeyeceğim, beni etkileyen bir deneyimi anlatayım. NFC teknolojisi kullanılarak, ürün paketinde gelen 2 adet “tag” ile Ev-Ofis ayarlarınızı tek dokunuşla değiştirebiliyorsunuz. Yani ofiste iken ses düşük, wireless kapalı, vs. iken eve geldiğinizde cihazınızı “tag”a dokundurun ve wireless açılsın, ses artırılsın, medya oynatıcı açılsın ve bluetooth açılıp ses hoparlöre verilsin.. gibi bir ayar yapabiliyorsunuz. Hatta ev ağına bağlandığınızdan dolayı evde “senkronizasyonu” açabilirsiniz, çektiğiniz fotoğraflar, videolar, siz yemeğinizi yerken sessizce aktarılıyor olacak. Bu bir senaryo idi, bunu ihtiyaçlarınıza göre değiştirebiliyorsunuz.

NFC teknolojisinin, kullanıcı deneyiminde ilk defa güzel bir konumlandırmasına şahit oldum. Devamı da gelecektir diye düşünüyorum.

Beni etkileyen diğer özelliği ise, ekran kilidi kapalı iken tek tuşa basılması sonrasından 1.8 saniye sonra fotoğrafın çekilmiş olması oldu.

Sony, eğlence know-how’unu telefonlarına çok iyi yansıtıyor. Daha detaylı incelenebilir, incelemek yetmez, deneyim yaşamanızı tavsiye ediyorum.

Leave a Comment

Yeni Sosyal Ağ ve Aracı: Tivibu – Sosyal TV

Sosyal ağların ortaya çıkmasındaki temel sebep, insanların, ortak noktası olan insanlarla iletişim kurma istekleri, bu iletişim sırasında gardlarını indirmeleri denilebilir. Yemek-içmek, gezmek, eğlenmek, çalışmak gibi ortak noktalara bir de TV eklenmiş. Aynı diziyi seyredenler, aynı maç hakkında yorum yapanlar diye liste uzuyor.

1 yıldan fazla bir süre önce Android’li bir TV görmüştüm, internete bağlanıyor, sosyal ağlara giriş yapılabiliyordu. Ama Tivibu işi bir üst seviyeye taşımış, TV’de yeni bir sosyal mecra oluşturuyor. Etkinlik sırasında da dile getirmiş olduğum “kullanılabilirlik” kavramı dikkate alınırsa, önlenemez bir büyüme olacağını da gördük. Gördük diyorum çünkü, şu anda kullanımı hem zor hem de bu mecranın henüz tanıtılmamış olmasına rağmen ciddi bir topluluk oluşmuş bile.

Tivibu “Sosyal TV” deneyimini kullanıcılarına sunmaya başladı, rakipleri de boş durmuyor, benzer TV hizmetleri çıkmaya başladı, sosyalleşmeleri de yakındır. İyi olan kazansın demekten başka sözüm yok, ben de bir müşteriyim ve iyi olanı tercih edeceğim, herhangi bir firma babamın şirketi dahi olsa. :)

Leave a Comment

Takip Edeni Takip Etmeli (mi?)

Facebook, “arkadaş” kavramını bilinçaltımıza öyle yerleştirmiş ki, Twitter, Friendfeed gibi yerlerde “Takipçi” kavramına henüz alışamadık. Birisi bizi takip ediyorsa, takip etmek zorunda olduğumuzu düşünüyor, takibi bırakan birisi varsa, bu kişiye sitem ediyoruz. Bizi takibinden çıkaran kişileri gösteren uygulamalara rağbet gösteriyoruz. Her sosyal mecranın kendisine göre bir raconu olduğunu anladığımızda ya iş işten geçmiş olacak ya da yeni mecralarda daha güzel iletişim kuracağız.

Geçtiğimiz günlerde bu konu o kadar rahatsız etti ki,

diye içimi döktüm.

Sizi takip eden kişiler, manen değil madden size bağlanıyorlar. Bir nevi menfaat ilişkisi diyebiliriz, bu ağır bir itham gibi algılanmasın.

Yeni bir kişi niçin takip edilir?

- Kaşı, gözü hoşunuza gitmiştir. Belki…
- Yaptığı bir yorum ile bakış açısı hoşunuza gitmiş olabilir.
- Yaptığı projeler, çalıştığı kurum hakkında verdiği bilgiler ilginizi çekebilir.
- Tecrübelerini paylaşıyordur, size rehber olacağını düşünebilirsiniz.
- İleride iletişim kurmak isteyeceğiniz birisi olabilir.
- Tavsiyeleri ilginizi çekebilir.

Daha birçok madde eklenebilir. Bu maddeler, anlamlarını yitirebilir, içleri boş(a)olabilir. Takip ettiğiniz kişi arkadaşınız dahi olsa, takip etme gerekçeniz yok ise takipten çıkabilirsiniz. Bu gayet normal bir durumdur. Takipçilerinizle/takip ettiklerinizle bahsi geçen sosyal mecrada duygusal bağ kurmak anlamsızdır.

#takipedenitakipederim, nezaket olarak gözüküyor ama içi boş bir kavram. friendorfollow.com uygulaması, sizin takip ettiğiniz ama sizi takip etmeyenleri listeleyen bir uygulama. Doğru kullanıldığında harika bir servis.

“Doğru kullanım” ifadesini açacak olursam; bir kişi sizi takipten çıktığında “niçin takipten çıktı?” sorusunu düşünmelisiniz. Bir tweetinizden dolayı takipten çıkmış olabilir. Bu tweetiniz, sizin için olmazsa olmaz bir doğru mu, yoksa birilerini kızdıracak bir söylem mi, vs. diye düşünüp, özeleştiri yapmalısınız. Yaptığınızın doğru olduğuna inanıyorsanız, sorun yok. Eğer tereddütlü iseniz, kendinize çeki düzen vermelisiniz.

Bu durum, birilerinin görüşlerine göre yaşamak olarak değil, giden takipçiyi bir eleştiri olarak kabul edip, varsa hatanızı düzeltmek demektir. Yoksa, her giden takipçi için bir davranış değişikliği ya da her takipçinin isteği doğrultusunda kendinizi şekillendirmeniz, kişilik problemidir, hayatta olduğu gibi sosyal medyada da tutunamazsınız.

Beni Twitter’de takip etmek isterseniz; hkprst

Leave a Comment

Yerli Projeler Niçin Destek Görmüyor?

Birçok girişimcinin ya da girişimci adaylarının sıkça sitem/şikayet ettiği konu, projelerine, kendi insanlarından destek gelmemesi oluyor. Şikayet edilen konu gerçek, peki ya gerekçesi? Yerli projeler niçin destek görmüyor?

Şimdiye kadarki gözlemlerime göre fark ettiğim birkaç tespitimi paylaşayım.

Proje deyince çağrışım yapan ifadelerden birisi “hedef kitle” olur. Projenizi, hedef kitlenizin ihtiyaçlarına, olası taleplerine göre ya da hedef kitlenize ihtiyaç hissettirebileceğiniz şekilde hazırlarsınız. Hedef kitle, size gelir getirecek kitledir, onların memnuniyeti üst düzeyde olmalıdır. Projenin ilk aşamasında çıkabilecek aksaklıklar, hedef kitlenizi sizden soğutabilir. Bu yüzden, sizi hedef kitlenize ulaştıracak bir “çekirdek kitle” olmalıdır.

“Çekirdek kitle”nin en temel özelliği samimiyettir ve siz ukalalık yapmadığınız sürece sizi sahiplenmesi, sizin marka elçiliğinizi yapmasıdır. Çekirdek kitlenizi küstürdüğünüz anda hedef kitlenize ulaşabilmek için ekstra enerji ve maliyet harcayacak, daha fazla yıpranacaksınız demektir. Çekirdek kitleniz, kısıtlı sayıda kişiler, belli gruplar olabilir. Onların görüşlerine değer verdiğiniz için ilk kullanımı onlara açarsınız, onların destekleriyle yeni aşamalara doğru ilerlersiniz. İletişimi üst düzeyde tutabileceğiniz bir çekirdek kitleniz olmalı, bunun için ortak kültür ve dil tercihi önem arz ediyor.

Bundan sonrasını maddeler halinde yazayım.

- Global ölçekli bir proje olması hayaliyle İngilizce olarak açılan projeler, yerli kullanıcıları dışlamasıyla çekirdek kitlesini küstürerek yola çıkıyor. 5, 50, 500 kullanıcı gibi test aşamaları olmadan global ölçekli bir proje nasıl ayakta kalabilir? Ki, 5bin kullanıcı test etmiş olup hiçbirisi geri bildirim yapmadıysa, üzgünüm ki o projenin de sonu iyi gözükmüyor. Önemli örnek Facebook olacaktır, üniversite maili ile getirdikleri sınırlama sayesinde adım adım büyüme gerçekleşti ve her adımda aldıkları geri bildirimler, geniş hedef kitleye sunulan üründe hata payını en aza indirmiş oldu.

- PR kavramında ipin ucu kaçırılıyor. “Google’ye rakip!”, “Google satın alıyor” gibi ifadelerle basın bildirisi yayınlayan projeler, işin aslını bilen destekçilerini bir anda kaybediyorlar. Bu destekçiler yani “çekirdek kitle”nin kaybedilmiş olması projelere çok pahalıya mâl oluyor. Ayrıca, büyük beklentilerle gelen yeni kullanıcılar, bir süre PR’nin gazıyla devam ediyor ama bir süre sonra sıkılıp ayrılıyorlar ya da baştan hayal kırıklığı ile gidiyorlar. Olumsuz örnekler aklımda ama projelerin isimlerini dillendirip, proje sahiplerini rencide etmek istemiyorum ama maalesef güzelim projeler heba oldu diyebilirim.

- “Veri saklama” barındıran projelerin güvenilirliği yitirilmiş durumda. Önceden yaşanan mağduriyetler, kullanıcıların yeni heyecanlara kapılmasını engelliyor, ön yargılı yaklaşılıyor. Bu konuda tersine bir örnek vermek isterim. Şu anda http://lettoblog.com ile yollarına devam eden arkadaşlar, önceki fesh ettiği projelerde hiçbir kullanıcıyı mağdur etmediklerini, bilgilerini/verilerini talep eden kullanıcılara, veri tabanından direkt olarak aktarım yapıldığını ifade ettiler, arkadaşları tebrik ettim.

- Bir de kullanıcıların “mükemmeliyetçiliği” var ki, temel sorunlardan birisi. Bir şey yapılacaksa mükemmel olmalı, değilse niye yapılıyor? zihniyeti, sadece projelere değil ülkemize ve dolaylı yoldan insanlığa zararlı bir durum. Bu tür kullanıcılardan mümkün olduğunca uzak durmak en güzeli. :)

- “Klon proje” yaftası zaten moda eleştirimiz. Eğer bir model yurt dışında var ve bir kişi/grup/şirket bu modeli Türkiye’ye uyarlamaya çalışıyorsa, proje klonlamaktan da öte, fikri çalıyorlar(!). Çalınmış(!) bir fikre sahip projeyi niye destekleyelim ki?

Düşünülmesi gereken şey, yurt dışında tutmuş bir model varsa, ülkemize uyarlaması mantıklıdır. Çünkü projeler, temelde ihtiyaçların karşılanması üzerine kurulur. Yurt dışında giderilen bir ihtiyaç, ülkemizde de olabilir ve giderilmesi için kültürümüze ve kullanıcı alışkanlıklarımıza göre uyarlanması gayet mantıklıdır. Klon, çalıntı fikir demek yerine cesaret edip giriştikleri için tebrik etmek, desteklemek gerekir. Misal, kimdir.com açıldığında Devrim Demirel’e tebrik maili göndermiştim.

Daha fazla maddeler sıralanabilir ama zaten fazlasıyla uzun bir yazı oldu, belki başka sefere. :)

Leave a Comment

hashtag.im Desteğini Bekliyor

Yaklaşık 2 ay önce alfa versiyon ile hayata geçen hashtag.im nedir, hangi ihtiyacı görüyor, sonraki aşamalarda neler olacak, birkaç kelam edeyim.

Projenin sunduğu kolaylık, seminer/konferans türü etkinliklerde belirlenen hashtag ile tweet atmak istediğinizde, her tweetinize hashtag ekleme ihtiyacınızı ortadan kaldırıyor.

Nasıl?

Şöyle ki; hashtag.im adresine giriyorsunuz, Twitter hesabınızla giriş yapıyorsunuz, istediğiniz hashtagi üst kutucuğa, tweetinizi alt kutucuğa yazıp, gönderiyorsunuz. Belirlemiş olduğunuz hashtag, sonraki tweetlerinize otomatik olarak ekleniyor. Toplam 3 sekmeden oluşan uygulamanın ortadaki sekmesinde mentionlarınızı ve son sekmede, belirlemiş olduğunuz hashtag ile ilgili kimler neler yazıyor, takip edebiliyorsunuz.

Tek cümle ile hashtag.im “İstediğin hashtag’i, otomatik olarak yazdığın tüm yeni tweetlerine ekleyerek gönderen servis. #hashtagim

hashtag nedir? http://bit.ly/zsGLrS

Birkaç gün önce kendi sunucusuna aldığımız projemiz, açıldığı günden bu yana olumlu/olumsuz birçok eleştiri aldı. Yapılan eleştiriler doğrultusunda senaryosu gelişti, olgunlaştı, 2. fazına geçme vakti geldi. Vakit geldi ama baktık ki benzin bitiyor, biz de konuyu size açalım dedik.

2. fazda hayata geçmesi gerekenleri sıralayacak olursak;

* Android ve iOS uygulamaları
* Web-mobil arayüz tasarımı/geliştirmesi
* Yazılımının geri bildirimlere göre geliştirilmesi

1. fazın devamı olan analiz çalışmalarımız arka planda devam ediyor. 2. fazı hayata geçirmemiz için kısa bir süremiz var. Bu konuda maddi ya da iş gücü sermayesiyle destek olabilecek arkadaşlar arıyoruz.

İletişim bilgilerim;
Sosyal ID: hkprst
GSM: 0505 9000 678
Gtalk/Mail: hakperest@hakperest.org

Leave a Comment
Toplam 15 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...10...Son »